ALLAH'IN ADIYLA

KARANLIKTAN SONSUZ AYDINLIĞA - Blogcu



KARANLIKTAN SONSUZ AYDINLIĞA

• Cumartesi, Kasım 21, 2009 - Uydurma Hadis Üzerine

Kategori: hadis

Uydurma Hadis Üzerine

 

1. Mevzu' (Uydurma) Kelimesinin Sözlük Ve Terim Anlamı:

 

Hadis Usûlü kitapları, uydurma (mevzu) hadisin izahına çoğunlukla "Mevzu"' kelimesini, sözlük ve terim bakımından tanıtarak başlarlar.

Hadisçilerin ıstılahında, Hz. Peygamber (s.a.v)'in ağzından uydurulan ve iftira edilerek ona nisbet edilen söz mânasında me cazî olarak kullanılan "Mevzu"' ifadesi, Muhtelak" (icat edilmiş) ve "Masnû uydurulmuş) kelimeleriyle izah edilmektedir.

Ashâb-ı Kirama ve daha sonraki kimselere aitmiş gibi göste rilen birtakım sözler de "mevzu" kelimesinin kapsamına girmekte dir.

Yalnız mevzu kelimesi, mutlak olarak kullanıldığı zaman Hz. Peygamber (s.a.v) adına uydurulan sözleri ifâde etmektedir.

Başkaları hakkında uydurulmuş sözler için de çoğu zaman “bu falan adına uydurulmuş" ifâdesi kullanıl maktadır.

Hadis çeşitleri arasında, mevzu hadîsin, müstakil bir yeri olup olmadığı da söz konusu edilmiştir. İbnu's-Salâh (ö. 643/ 1245), onun, "zayıf hadislerin en fenası" olduğunu söylemiş, daha sonraki hadisçiler de bunu aşağı yukarı benimsemişlerdir. Yalnız San'ânî (ö. 1182/1768), Hz. Peygamber (s.a.v)'in hadisleriyle hiçbir ilgisi bulunmayan uydurma hadis hakkında böyle bir ifade kullanılmasını yadırgamış ve onu zayıf hadislerin en fenası sayabilmek için en azından ikisi arasında bir münasebet bulmak gerekeceğini söylemiştir.

Bu husustaki açıklamasıyla meseleyi açıklığa kavuşturan Safevî (ö,18/1512)'de diyor ki:

"Uydurma sözleri hadis sanan ların yanlış kanaatlerine bakarak onlara hadîs" denmiştir veya sözlük mânasına itibar edilmiştir. Diğer taraftan mevzu hadislerin zayıf hadisin bölümlerinden sayılması da böyledir; yoksa bu uydurmaların söz olarak hiçbir değeri yoktur."

Usûl-u hadis kitabı yazan birçok müellifin temas etmeme sine, rağmen, bazıları mevzu hadîs ile zayıf hadîs arasında bir de "matrûh hadis" adıyla yeni bir çeşit daha kabul etmişlerdir. Böy lece hadis diye uydurulmuş sözlerin son derece seviyesiz olup, Peygamber sözüyle hiçbir ilgisi bulunmadığı iyice götserilmek is tenmiştir. [6]

 

2. Hadis Uydurma Hareketi Ve Sebepleri

 

Hadis uydurma işinin ne zaman başladığı meselesi, hadis il miyle meşgul olan bâzı âlimler arasında ihtilâf konusu olmuştur. Bu husustaki görüşler şunlardır:

 

1. Uydurma Hadis Hareketinin, Hz. Peygamber (s.a.v) Zamanında Başladığı Görüşü:

 

Hz. Peygamber (s.a.v) henüz hayatta iken, Medine civarın daki bir kabile halkını, Rasûlullah tarafından tâyin edilmiş bir me mur olduğunu söyleyerek aldatmak isteyen şahsın durumunu ele alan ve hadîs uydurma faaliyetinin bu suretle başlamış olduğunu söyleyen İbn Hazm (ö. 456/1063), Ahmed Emin (ö. 1374/ 1954), Sıddiki, Ebu Zchv ve Edlebî gibi müellifler vardır. [7]

Bu görüşte olan kimseler, "men kezebe" hadisini kendilerine dayanak almakta ve bunun, -hadisin bazı geliş yollarında da geç tiği üzere Resululah (s.a.v) zamanında uydurulan hadis sebebiy le söylendiğini ileri sürmektedirler. [8]

 

2. Hadis Uydurma Faaliyetinin Çok Sonraları Başladığı Görüşü:

 

a. Hz. Osman'ın Hilafetinin İkinci Döneminde Başladığı Görüşü:

 

Ekrem Ziya el-Umerî, uydurma hadis faaliyetlerinin, Hz. Os man'ın hilafetinin ikinci döneminde 29/650-35/655 yılları ara sında başladığını söylemektedir. Çünkü bu dönemde büyük karışıklıklar meydana gelmiş, fitne alevlenmiş, insanların bir kısmı Hz. Osman'a karşı cephe almıştır.

el-Umerî, Hz. Osman'ın bu döneminde hadis uydurulduğu na dair rivayetler olduğunu belirtmiştir.

 

b. Hadis Uydurma Faaliyetinin H. 40/660'da Başladığı Görüşü:

 

Bazı alimler, hadis uydurma faaliyetinin başlangıcı olarak h. 40/660'ı göstermişlerdir.

Örneğin, Accâc el-Hatîb, fitnelerle ilgili genel bilgileri arz et tikten sonra, hadis uydurma faaliyetinin ilk asrın ilk yarısından bir müddet önce başladığını belirtirken, Sıbâî ise sünnetin safiyetini koruduğu dönemin son bulduğu ve uydurma hadis faaliyetlerinin başladığı yılın h. 40/660 olduğuna işaret etmiştir. A'zamî'de, uy durma hadis faaliyetinin daha ziyade h. 40/660'lı yıllarda başla dığını söyler. Ebu Guddede, hadis uydurma faaliyetinin başlangıcını h. 40/660 yılı olarak gösterir ve uydurma hadis faaliyetinin Hz. Osman'ın şehadetiyle ortaya çıkan fitneden zuhur ettiğini be lirtir. Ebu Şehbe'de, hadis uydurma faaliyetinin h. 40/660 yılı ci varında başladığını belirtir.

Görüldüğü üzere h. 40/660 yılını başlangıç olarak verenlerin bir kısmı, kesin olarak bu tarihten itibaren başladığını söylerken, bir kısmı da Hz. Osman dönemindeki fitne devrinde çok az hadis uydurulduğunu ancak işin asıl boyutunun h. 40/660'da arttığını ifade ederler.

 

c. Hadis Uydurma Faaliyetinin H. 41/661'da Başladığı Görüşü:

 

Ebu Zehv'in, hadis uydurma faaliyetinin Resulullah (s.a.v) zamanında belirtmesinin yanı sıra Hz. Osman zamanında İbn Sebe taraftarlarınca hadis uydurulduğunu ve bunların fitne ateşini yaktığını, halifenin katline karar varan karışıklıklara neden oldu ğunu belirtir. Daha sonra Hz. Ali'nin hilafeti ele aldığını, onunla Muaviye arasında olanların çoğunu, insanların Şiî, Haricî ve bunların dışında kalan cumhur şeklinde gruplara ayrıldıklarını be lirtir.

İşte bu noktada Resulullah (s.a.v) adına yalan uydurma ola yının net olarak ortaya çıktığını belirterek h. 41/661 yılını uy durma rivayetin başlangıcı olarak kabul ettiklerini söyler. Bunun ise hadis uydurmanın açıkça ortaya çıktığı tarih olduğunu belirtir.

 

d. Hadis Uydurma Faaliyetinin Birinci Asrın Son Üçte Birlik Döneminde Başladığı Görüşü:

 

Hadis uydurma faaliyetinin ne zaman başladığını genişçe iş leyen Fellâte, bunun, birinci asrın son üçte birlik diliminde yani h. 66/685'den sonra başladığını ve delillerin, bu faaliyetin bu dö nemde ortaya çıktığını gösterdiğini söyler. Bundan önceki karışıklıkların ise yalan hadis uydurma döneminin bir çeşit "hazırlık şaması" olduğunu belirtip bu karışıklıkları şu şekilde sıralar:

1. Ashabın tenkit edilmeye başlanması.

2. Bazılarının, halkı, imamlara ve halifelere karşı kışkırtması.

3. Hz. Osman ile Hz. Ali'nin şehid edilmesi.

4. Müslümanların gruplara bölünmesi.

5. Bazı insanların, kabul ettikleri görüşlere ilgi gösterilmesi için sahabe adını kullanarak yalanlar uydurması.

Sonuç olarak; eldeki bilgilere baktığımızda, bazılarınca h. 40/660-41/661 yılları hadis uydurma faaliyetinin başlangıcı ola rak kabul edilmesine rağmen, h. 34/654/-35/655 tarihleri bizlere daha ma'kul gelmektedir. Çünkü bu tarihler, fitnenin patlak ver diği yıllardır. Fitnenin hazırlık safhası diyebileceğimiz Hz. Os man'ın hilafetinin ikinci döneminde, özellikle İbn Sebe'nin hadis uydurma faaliyetlerinde bulunduğu söylenebilir.

Ancak, onun hadis uydurma faaliyetini insanların Mısır'dan Medine'ye yürümesi dönemine yakın bir zamana hasretmek ma kul olacaktır. Zira bu zatin hadis uydurmaya daha baştan başla dığı kabul edilecek olursa, fazla karışıklıkların olmadığı Hz. Os man'ın hilafetinin ikinci diliminin (29-35 yılları) ilk yıllarında böyle bir şeye tevessül etmesi durumunda bunun ashaba intikal edece ği, çeşitli bölgelere dağılmış sahâbîlerin onu engelleyeceği aşikar dır. Bu sebeple karışıklıkların arttığı son yıllar hadis uydurmaya daha münasip görünmektedir.

Kaynaklar onun faaliyetlerini hızlandırmasını ve insanların etrafında toplanmasını Mısır'a gittiği dönem olarak gösterirler, çünkü daha önce dolaştığı bölgelerde başarılı olamamıştı. Mısır'a yerleşmesi ise Hz. Osman'ın hilafetinin son yıllarına tekabül et mektedir. Mısır'daki insanları birden Hz. Osman'a karşı ayaklandıramayacağı da düşünülürse, bunu son iki yıla tahsis etmek en uygunu gözükmektedir.

San'a'lı bir yahudi olan Abdullah b. Sebe'nin bu dönemde hadis uydurduğunu gösteren en güzel delil; Hz. Ali'nin, Rasûlullah tarafından vasî ilan edildiğini iddia etmesidir. Taberî'nin (ö. 310/922) verdiği bilgiye göre; bu zat, Hz. Osman zamanında za hiren Müslüman olmuş, daha sonra İslam beldelerinde dolaşarak inananları ifsad etmeye gayret etmiştir. İlk önce Hicaz, Basra, Küfe, Şam bölgelerinde dolaşmış, Şam'daki fesadlarında başarılı olamayıp buradan kovulunca Mısır'a yerleşmiştir. Burada, Hz. Peygamberin dünyaya dönmeye Hz. İsa'dan daha layık oldu ğunu yaymışır. İnsanlar ona inanmışlar ve yaydığı görüşleri sağda solda konuşmaya başlamışlardır. Bunun ardından, Hz. Ali'nin Rasûlullah tarafından vasî tayin edildiğini yaymıştır.

Ardından da Hz. Osman'ın hilafeti gasp ettiğini ortaya atmış ve halkı Hz. Osman'a ve valilerine karşı kışkırtmıştır. Bu olayların olduğu tarih h. 34-35'tir. Hz. Peygamberin geri döneceği inancını ve Hz. Ali'nin Rasûlullah tarafından vasî ilan edildiği yalanını ortaya atan İbn Sebe'nin bu dönemde hadis uydurduğu anlaşılmaktadır.

Kaynaklarda İbn Sebe'nin bu faaliyetlerine 35'den sonra, Hz. Ali döneminde de devam ettiği zikredilmektedir: Hz. Ali min berde iken Museyyeb b. Necbe, İbn Sebe'yi yaka paça halifenin huzuruna getirir. Hz. Ali ne yaptığını sorunca, "Allah ve Rasûlü adına yalan söylüyor" cevabını verir.

İbn Şîrîn (ö. 110/728)'in yukarıda zikredilen "önceleri isnad sormuyorlardı, ne zaman ki (Hz. Osman'ın katliyle neticelenen) fitne zuhur etti, bize ravilerinizin isimlerini söyleyin' demeye baş ladılar. Böylece ehl-i sünnet olanlara bakılıp hadisleri alınır, ehl-i bidat olanlara bakılıp hadisleri alınmaz oldu" sözü, o dönemde hadis uydurma işinin ortaya çıktığını, uydurma faaliyetinde bulu nulduğunu, bunun da insanları hadis alırken temkinli davran maya mecbur ettiğini göstermektedir. Ayrıca yine yukanda ge çen, İbn Abbas'ın, "insanlar ne zaman ki hırçın develerle uysal develere binmeye başladı, sadece tanıdığımız kimselerden hadis alır olduk" sözü de, aynı endişe ile söylenmiş bir serzeniştir.

İbn Sebe’ yanında hadis uydurma faaliyetinin h. 40'a var madan başladığını gösteren başka deliller de vardır:

Hz. Ali'nin Siffîh savaşında (36/657) söylediği söz bunlardan birisidir:

Allah belalarını versin! Güzelim topluluğu karaladılar, (r.a.) sûlullah'ın o güzelim hadislerini ifsad ettiler." Ayrıca gerek Hz. Ali'yi ve gerekse Hz. Muâviye'yi desteklemek için uydurulan ha dislerin en azından bir kısmının, Sıffîn savaşının ardından ortaya çıkmış olabileceği de ihtimal dışı tutulmamalıdır.

Yine tâbiûnun büyüklerinden Ribî b. Hirâş'ın (ö. 101/719), Hz. Ali'nin hutbesinde, Rasûlullah'ın kendisi adına yalan uydu rulmasından men eden hadisi naklettiğini söylemesi, uydurma fa aliyetinin o hengâmeli dönemde var olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, uydurma faaliyetinin h. 34-35 yıllarında baş ladığını söyleyebiliriz. [9]

Ayrıca genel olarak hadis uydurulma faaliyetinin Hz. Pey gamber (s.a.v)'den sonra başladığını eden bu kimselerin; Hz. Peygamber zamanında hadis uydurulmaya başlandığını kabul et tikleri takdirde, sahabîlerin töhmet altnda bırakılmış olacağı endi şesini taşıdıkları dikkati çekmektedir. [10]

 

3. Hadîs Uydurmanın Sebepleri:

 

Kim olursa olsun hadis uyduranları bu kötü işi yapmaya sevkeden bazı sebepler vardır. Bunlara "esbâbu 1-vaz'" denir. Hadis uydurma sebeplerinin belli başlıları şunlardır:

 

1. İslâm Düşmanlığı:

 

Hz. Peygamber (s.a.v)'in Medine'ye hicretinden sonra kuru lan İslâm Devleti kısa bir zamanda çok güçlenmişti. Bu devlet onun vefatı üzerinden çok geçmeden bulun Arabistanı kapladığı gibi İran ve Horasan içlerine kadar yayıldı. Yıkılan imparatorluk lar, devrilen saltanatlar, bozulan menfaatlar kısa bîr süre sonra İslâm düşmanlığına döndü. Öte yandan İslamiyeti yıkamayanlar, kuvvetlenmesine engel olamadıkları gibi onu içinden yıkmak için inanç esaslarına fesad sokmak; böylece, İslâm birliğini parçala mak yoluna gittiler. Çoğu müslüman olmuş gibi görünerek bir çok yabana fikir ve hurafeleri hadis kılığında İslâm Dini'ne sok tular.

 

2. Fırka, Mezhep, Kabile, Dil Yada Beldeyi Veya Mezhep İmamlarını Savunma İsteği:

 

Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra ortaya çıkan çeşitli fırkalar, fikirlerin yayabilmek için iki kaynağa başvurdular:

Kur'ân-ı Kerim ve hadisler... Yaptıkları iş şöyleydi:

Kur'ân-ı Kerim'i kendi fikirleri doğrultusunda te'vil etmek; görüşlerini destekleyen hadisleri yaymak; görüşlerine uymayan hadisleri zoraki te'vil et mek; Nihayet fikirlerine uygun hadis yoksa uydurmak... Tevbe etmiş bir ihtiyar haricinin şu sözü bunu gösterir:

"Dininizi kim lerden aldığınıza dikkat edin, çünkü biz bir şey istedik mi onu hadis şekline koyuverirdik. [11]

 

3. İslâm Dini'ne Hizmet Etme Arzusu:

 

Müslümanları iyiye, doğruya, güzele yöneltmek; kötülükler den uzaklaştırmak, böylece güya İslâm'a hizmet etmiş olmak için binlerce hadis uydurulmuştur. Amellerin faziletlerine, Kur'ân oku maya, nafile ibadete teşvik maksadıyla uydurulan sözler bu ko nuda tipik örnekler verir. Bir tanesini görmek yeterli bilgi verecek tir.

"Her kim pazartesi günü dört rekat namaz kılar ve her re katta Fatiha, Ayetu'l kursî, Kul huvallahu ahad, Kul e'ûzu bi'rabbi'l felak, kul e'ûzu bi'rabbi'n-nâs'ı birer defa okur; selam verdiğinde on defa istiğfar eder; on defa da salavât getirirse, bütün günahları affolunur. Allah Te'âlâ ona Cennette beyaz in ciden yapılmış on odalı bir köşk verir. Her odanın uzunluğu ve genişliği üçer bin arşındır. Birinci oda beyaz gümüşten, ikin cisi altından, üçüncüsü inciden, dördüncüsü zümrütten, beşin cisi zebercetten, altıncısı iri incilerden, yedincisi parlayan bîr nurdandır. Odaların kapıları amberden yapılmış olup her kapı nın önünde zaferandan bin tane örtü vardır. Her odada kâfur dan yapılmış bir karyola: her karyolanın üzerinde bin yatak vardır."

Bu maksatla hadis uyduranlar, gariptir ki, Müslümanlara hiz met ettikleri inanç içindeydiler. Böyleleri yaptıkları işi mazur gös termek için de. Hz. Peygamber aleyhine, ona isnad ederek yalan uydurduklarını değil, lehine yalan söylediklerini iddia ediyorlardı.

 

4. Şahsî Menfaat Kaygısı:

 

Vaizlerin cami ve mesddlerde yaptıkları va'zları daha tesirli bir hale getirmek için baş vurdukları yollardan birisi halkı heye canlandıracak hadisler uydurmaktır. Böyleleri halka hitaplarında onların dini duygularını ve heyecanlarını kabartarak dine karşı il gilerini artırmak gayesi güderler. İçlerinde bu yolla meşhur olup şöhret ve servet elde etmek peşinde olanlar da vardır. Bunlara, kıssacı anlamında "kassâs" denilir. Çoğulu, kussas gelir. Kıssacı va'izlerden birinin meşhur iki muhaddis, Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Ma'in ile olan macerası bu konuda önemli bir misal teş kil eder, Özellikle halkın dinî duygularını istismar ederek dünyalık elde etmek uğruna hadis uyduranların halini çok güzel belirten meşhur olay Kussas başlığı altında nakledilmiştir.

 

5. Halîfe ve Emirlere Yaklaşmak Arzusu:

 

Kendisine bir çıkar sağlamak ümidiyle meşhur veya zengin adamlara yaklaşan onların arzularına göre hareket edenler her devirde bulunur. Hadis uydurmaya başlanmasından itibaren müslümanlar arasında da böyleleri çıkmıştır. Halife veya emirle rin heveslerine göre fetva verenler, gerektiğinde hadis uydurmak tan çekinmemişlerdir. Bu konuda Gıyâs b. İbrahim'in sahtekârlığı çok meşhurdur. Gıyâs bir gün Halife Mehdînin yanına girer. Onun güvercin yarıştırdığını görünce, hemen Hz. Peygamber’e kadar ulaşan bir sened söyler ve arkasından Peygamberimizin "Ok, deve, at ve kuş yarışlarından başkası için ödül alması helâl olmaz" dediğini rivayet eder. Mehdî, Gıyâs'a hemen on bin dir hem verir, fakat hadisin aslında olmayan "kuş" kısmını uydurduğunu anlayınca "Senin şu kafan yok mu? O bir yalancı kafasıdır!" diyerek huzurundan kovar. Hadis uydurmaya sebep oldukları için de güvercinleri kestirir.

İslâm Tarihi'nin ilk devirlerinde başlayan hadis uydurma ha reketi muhaddisleri hadis uyduranlarla mücadele etmek zorunda bırakmıştır. Kasten yahut bilmede yada iyilik yapıyorum düşün cesiyle uydurma söyleri hadis diye yayanlara karşı ciddî bir mü cadele verilmiştir. Bu mücadele aynı zamanda Hz. Peygamber'e gerçekten ait olan hadislerin korunması için ne derece titiz davranıldığını da gösterir. Hadis vaz'ına karşı alimlerin aldıkları tedbir leri dört grupta incelemek mümkündür. [12]

 

6. Milliyetçilik Duygusunun Etkileri:

 

Emevî idaresi zamanında, birçok ülkelerin kısa bir zaman zarfında fethedildiğini ve muhtelif milletlerin İslâm bayrağı altında toplandığını görmekteyiz. Muazzam imparatorluklarını kaybetmiş olan İranlı’lar eski saltanatlarını unutamıyorlar, ellerinden kaçan devlet kuşunun yeniden hâkim olması için çareler arıyorlardı.

Emevîlerin bu konuda takip ettikleri yanlış politika, İranlı ’larda olduğu kadar, İslâm'ı henüz kabul etmiş olan diğer bazı milletlerde de milliyetçilik duygusunun gelişmesine sebep olmuş tur. Zira Emevîler, muazzam imparatorluğu meydana getiren di ğer unsurları -İslâm'ın kati surette yasak etmesine rağmen- Arap larla eşit saymıyorlardı.

İşte bu durumlardan faydalanmasını bilen hâl-i hâzır idare nin rakibi Abbasîler, Arap olmayan unsurların yardımıyla iktidar mevkiini elde ettiler. Çeşitli unsurlara dayanan yeni devletin, kendine, canları bahasma iktidar imkânlarını temin edenlere karşı milliyetçilik konusunda son derece müsamahakâr davranması icap edecekti. Abbasi’lerin bu tutumu, "Emevîler devrindeki Arap lık asabiyetini ve Arapların siyasî tahakkümünü izale etmişti. Bu serbest hava içinde başka unsurlara mensup adamlar, Araplara karşı kendi kavmî an'anelerini, tarihî şereflerini, dillerini açıkça müdâfaaya kalktılar ve münâkaşalar her iki tarafın birbirini tahkîr ve tezyif etmelerini de intaç etti... Her iki taraf da dâvalarını isbat için bir çok hadîsler uydurdular."

Gerek Arapların diğer milletlerden üstün sayıldığı cağlarda ve gerekse Araplarla öteki unsurlar arasında herhangi bir fark gözetilmediği devirlerde, Araplık dâvası güden kimselerce uydurul muş hadisler vardır. Meselâ, "Arapların, insanların en hayırlısı olduğu"nu beyân eden ve "Hz. Peygamber'in Arap, Kurân-ı Kerîm'in ve cennet dilinin de arapca olması sebebiyle Arapların sevilmesini" emreden hadîsler bu kabildendir.

Arapçayı medheden uydurma hadîslerin imalcileri, bunun yanında, diğer dilleri yeren bir dize hazırlamayı da ihmâl etme mişlerdir. Bunlardan birine göre; "Allah Teala, lisanlar içinde en çok Farsça'dan nefret eder; şeytanlar, Hıristanlıların diliyle, cehennemlikler Buharalıların diliyle, cennetlikler de Arapların diliyle konuşurlar."

İranlılar da buna derhal cevap vermekten geri durmayacak lardı. Nitekim şu uydurma onun karşılığıdır:

"Arş'ın etrafındaki melekler Farsça konuşurlar. Yüce Allah, içinde mülayemet bu lunan bir şey vahyedeceği zaman, onu Farsça olarak vahyeder. İçinde şiddet bulunan bir şey vahyedeceği zaman da onu Arap ça olarak inzal eder."

Netice itibariyle şunu söylemek gerekir ki; muhtelif memle ketler ve kabileler hakkında uydurulmuş hesapsız bir mevzuat yı ğını dışında, Hz. Peygamber'in övgüsüne mazhar olmuş şehirlere dair hadisi şerifler de mevcuttur. Bunlar mukayese edildiği zaman bile, bu konuda gelen hadislerle olmayanlar hakkında muayyen bir ölçü, hiç değilse sağlam bir fikir elde etmek mümkün olacak tır. [13]

 

7. Kelâm Ve Fıkıh Mezhepleri Ve Hadîs Uydurmadaki Yerleri.

 

Aralarında Hz. Peygamber (s.a.v)'in bulunduğu devirlerde daha çok İslâm dininin esas ve teferruatını öğrenmekle meşgul olan sahâbîler, problem sayılabilecek meselelerle pek fazla karşı laşmıyorlardı. Daha sonra ki devirlerin en mühim problemleri hâline gelen meseleler, onları ilgilendirmemişti. Bu tür meseleler hakkında Kur'ân ve hadislerde verilmiş olan bilgilerden fazlasını aramamışlardı.

Bununla beraber herhangi bir problemle karşılaşınca da problemlerini derhâl halledebilecek bir imkâna sahiptiler. Lâkin İslâm'ın hudutları genişleyip muhtelif din ve mezhep sâliklerinin çeşitli fikir ve felsefeleriyle karşılaşıldığında ortaya birtakım yeni meseleler çıktı: Allah'ın sıfatları zâtının aynı mıdır, değil midir?, Kur'ân mahlûk mudur?, insan fiilinin halikı mıdır? gibi husus lar.

Bu suretle meydana gelen kelâm mezheplerinden örneğin, Mu'tezile gibi- bazıları, zaman zaman hükümetlerce resmen des teklenmiş, daha yaygın, daha müessir bir durum kazanmış, netice itibariyle de diğer mezheplerle aralarında zaten mevcut olan ihti lâf daha büyümüştür.

Bütün bu anlaşmazlıklar ve rekabetler sebebiyledir ki, her mezhep -siyasî fırkaların yaptığı gibi- kendi fikirlerini Peygamber sözüyle desteklemek yoluna gitmiştir. Söz gelimi, kader veya ce bir ve ihtiyar meselelerinde ihtilâfa düşen kelâmcılardan bazıları, mezhebini takviye eden hadîsler uydurmayı mubah saymışlardır. O hususta Peygamber hiç bir şey söylememiş olsa bile-imâmlarının adına varıncaya kadar-kendilerini tebcîl eden, muhaliflerine de lanet yağdıran sözlerine nebevî bir mâhiyet vermişlerdir.

Hulefâ-i Râşidîn devrinin sonlarına doğru ve bilhassa Emevîler zamanında kaza ve kader münâkaşaları artmış, ashâb-ı kiram dan Abdullah b. Abbâs (ö. 68/687), Abdullah b. Ömer (ö. 74/693), Câbir b. Abdullah (ö. 74/693) ve Vasile b. el- Eska1 (ö. 83/ 702) gibilerinin ve tâbiûn büyüklerinin şiddetle karşı koymalarına rağmen, kaderiye ve mürcie mezhepleri teşekkül etmiştir.

Kaderiye mezhebi müntesiplerinin, mezheplerinin propagan dasını yapmak gayesiyle birçok hadîs uydurdukları bilinmektedir. Nitekim kaderiye mezhebinde iken tevbe ederek onlardan ayrılan Ebû Recâ' Muhriz (II/VIII. asır)'in şöyle söylediği rivayet edilmek tedir:

"Kaderiyecilerden katiyen bir şey rivayet etmeyiniz; vallahi biz, insanları mezhebimize çekebilmek için hadîsler uydurur ve bu hareketimizle de sevap kazanacağımızı umardık; ben -bu su retle- kaderiye mezhebine dört bin kişi kattım."

Demek oluyor ki, -bir başka kaderiyecinin de söylediği gibi-kendilerinden olmayanlar aleyhinde hadîs uydurmak ve onları sapıtmakla Allah katında makbul olan bir hareket yaptıklarını zannediyorlardı.

Mürcie mezhebinde olanlar da aynı usûle baş vurarak mez hepleri lehinde hadîsler uydurmuşlardır. Uydurmacılıktaki mahâretiyle bilinen Muhammed b. Kasım et-Tâykânî, Mürcie mezhebi reislerindendi. Mürcie mezhebi taraftarları îmânın artıp eksilme yeceği görüşünü müdafaa ederler.

Kelâm mezheplerinde olduğu gibi fıkıh mezheplerinde de muhtelif tesirlerle hizipleşmeler olagelmiştir. Bu mezheplerin imamları dine ve sünnete ne kadar bağlı ve hizipleşme fikrinden ne derece uzak olurlarsa olsunlar, müntesipleri arasında tarafgirlik unsuruyla uydurmacılık cereyanına kapılanlar çıkmıştır. Bu cere yan, mezheplerin teşekkül ettiği çağlarda ve bilhassa imâm Ebû Hanîfe (ö. 150/767) zamanında korkunç derecede yaygın bir hâl almıştı.

Mezheplerin bu konudaki durumlarına temas eden âlimlerin müştereken iktibas ettikleri bir örnek vardır ki, Hanefî ve Şafiî mezhebi taraftan bazı câhil ve cüretkâr guruplar arasında bir za manlar bütün şiddetiyle hüküm sürmüş rekabetin izlerini taşı maktadır. Bu uydurma haber, Hanefî olduğu muhtemel bulunan Me'mûn b. Ahmed el-Herevî (ö. 250/864'den sonra)'ye aittir. Buna göre Hz. Peygamber, Ebû Hanîfe'nin geleceğini müjdele yecek ve diyecektir ki:

"Ümmetimde Muhammed b. İdrîs (eş-Şâfi'î) adında bir şahıs zuhur edecektir; o ümmetime şeytan dan daha zararlı olacaktır. Ve yine ümmetim arasından adına Ebû Hanîfe denecek bîr zât gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır.

Mevzuat kitaplarında Ebû Hanîfe'nin ve diğer mezhep imamlarının menkıbelerine dâir icat edilmiş başka misâller de bulmak mümkündür. Muhtelif mezheplerin abdest, namaz ve bu nun gibi ibadetlerin îfâ şekilleri üzerinde ve tamamen teferruata dâir birbirinden farklı bazı görüşleri vardır. Mezheplerin mutaas sıp taraftarlarından bir kısmı, bu nevî basit ayrılıkları büyüterek ana meseleler hâline getirmiş ve mezheplerinin tatbikatını tasvîp edecek olan hadîsler uydurmaktan çekinmemişlerdir. İşte misal leri: "Rükû'da ellerini kaldıran kimsenin namazı sahîh olma mıştır", "ağza ve buruna üç kere su vermek farzdır." İbn Ömer de demiştir ki:

"Ben Hz. Peygamber'in, Ebu Bekr'in ve Ömer'in arkasında namaz kıldım. Onlar, besmeleyi cehri okudular."

Diğer taraftan Ehl-i hadis ve Ehl-i rey fıkıhçılarmın da bu fasid daireye girdiklerinin misâllerine rastlamak mümkündür. Mu'âz b. Cebel (ö. 18/639)'i Yemen'e vali olarak gönderirken, onun Kur'ân ve hadîste bulamayacağı şeyleri re'yi ile halledeceğini söy lemesini tasvip eden Hz. Peygamber'in, "dinde reyine dayana rak kim konuşursa, onu derhal öldürünüz" diyebileceği söz ko nusu olamaz.

İmâm Ebû Yûsuf (ö. 182/798)'un, Hârûn er-Reşîd (ö. 170-193/786-808)'in arzularına muvafık fetvalar verdiğine dâir muh telif haberler rivayet edilmektedir. Bütün bunların İmâm Ebû Yûsuf'un aleyhtarlarınca ortaya atılmış olabileceği ihtimâline Goldziher'in şu sözleri uygun düşmektedir:

"Her taraftarıyla bu hikâye ler, reyci fakîh Ebû Yûsuf’a karşı duyulan kin sebebiyle, Ashâb-ı hadîs tarafından uydurulmuş olmayacaklarmıdır?"

Buraya kadar gördüğümüz uydurmaların daha çok bir fırka veya mezhebe körü körüne bağlanan bazı câhil ve taklitçi taraf tarların eserleri olduğunu dâima göz önünde bulundurmak gere kir. Demek oluyor ki, aşırı bir tarafgirlik, fırkacılık ve gurupçuluk zihniyeti, bazı kimselerde dinî şuuru imha ederek onun yerini al mış ve bu hırs onları, Peygamberlerine iftira edecek kadar seviye siz yapmıştır. [14]

 

4. Hadis Uydurmasına Karşı Alınan Tedbirler:

 

1. İsnad ve Sened Tenkidi:

 

Muhammed b. Sirîn'in şöyle bir sözü vardır:

"İlk zamanlar kimse isnad sormuyordu; fakat müslümanlar arasına fitne girince o zaman isnad sorulmaya başlandı, Ehl-i sünnetten olanların ha disleri alınma; bid'atçılarin hadisleri terkedilme yoluna gidildi." Bu söz bize uydurma hadislerin ortaya çıkması üzerine hadisçilerin sahih hadisleri toplayabilmek için onları rivayet eden kimse lere isnad sorduklarını gösterir.

Gerçekten Hz. Osman'ın şehit edilmesi, Bunu takip eden Cemel ve Sıffîn harpleri, Abdullah İbnu'z-Zubeyr'in halifeliğini ilan etmesi, Velid b.Yezîd'in öldürülmesi gibi olaylar özerine or taya bazı siyasî karışıklıklar çıktı. Bu karışıklıklar, hadis uydurma hareketini alabildiğine körükledi. Böyle bir ortamda meydana gelen fikir ayrılıkları zamanla siyasi ve itikadı mezhepleri oluştur du. Bunlara daha sonraları amelî mezhepler de eklendi.

Bu fırka ve mezhepler her biri kendi görüşlerine uygun ha dîsleri yaymaya başlayınca hadislerin sayısı bir hayli arttı. Bir yandan mevzu hadislerin sayıca çoğalması öte yandan her önü ne gelenin her duyduğunu rivayet etmesi karsısında ise isnad mecburiyeti konuldu. Böylece hadis uydurmanın önüne az da olsa geçmek imkanı doğdu.

Bir hadisi değerlendirmek isteyen ilkin onun senedine bakar. Hadisin sahih veya zayıf oluşu konusunda ilk bilgiyi sened verir. Eğer hadisin senedinde hadis uydurmakla tenkid edilen biri varsa senedlerin eleştirilip sağlam olanların açığa çıkarılması aynı za manda uydurma hadislerin tanınmasına yardım eder. İsnaddaki kusurlar da böyledir. "Eğer isnad olmasaydı isteyen istediği sözü hadis diye rivayet ediverirdi. Böyle birine "Sana bunu kim rivayet etti?" diye sorulacak olsa şaşırıp kalır sözü bunu gösterir.

İlerde göreceğimiz gibi isnad ve sened tenkidi, İslâm âlimle rinin eseri olan Cerh ve Ta'dil, Târîhu'r-Ruvât gibi hadisle ilgili ilimlerin oluşmasını sağlamıştır.

 

2. Metin Tenkidi:

 

Tamamen Müslüman alimlerin icadı olan hadisle ilgili ilimle rin bir tek hedefi ve gayesi vardır. Hz. Peygamber (s.a.v)'e ger çekten ait olan hadisten tespit etmek.

Bu hedefe varmak için konuları isnad ve ravileri eleştirmek gibi tedbirlerle yetinmeyen muhaddisler, elde edilen hadis metin lerini de eleştirmek yoluna gitmişlerdir; çünkü hadis uyduranlar uydurdukları hadislere en sağlam isnadları eklemekten çekinme mişlerdir. Bu durumda bir hadisin sahih ve makbul sayılabilmesi için yalnızca isnad yeterli olmamıştır.

Bir başka deyişle muhaddisler bir hadisi sahih kabul etmek sadece isnadın ve senedin sahih oluşuyla yetinmişler; hadisini bir de akıl süzgecinden geçirme yoluna gitmişlerdir.

İbnül-Cevzî (ö. 597/1200)'nin, "Allah atı yarattı, sonra koş turdu uydurmasını tenkid ederken söyledikleri bunu gösterir. Diyor ki:

Böyle bir hadisin ravilerini araştırmaya hiç gerek yoktur; çünkü sika raviler imkânsız bir şey rivayet edip devenin iğne deli ğinden geçtiğini haber verseler, sikalıklarının bir faydası olmaz. Eğer sen bir hadisi akla ve dini prensiplere aykırı bulursan, bil ki o hadis uydurmadır. [15]

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Çarşamba, Eylül 9, 2009 - SAHABENİN SÜNNET TELAKKİSİ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Çarşamba, Eylül 9, 2009 -

http://www.mypodcast.com/fsaudio/davutkurkut_20090908_0353-492782.mp3

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Çarşamba, Eylül 9, 2009 - HADİS KÜLTÜRÜNÜN TEMEL NOKTALARI

http://www.mypodcast.com/fsaudio/davutkurkut_20090908_2216-493375.mp3

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Perşembe, Temmuz 30, 2009 - RADYO 15



BİLGİSAYARINIZDAN

WİNAP İLE DİNLEMEK İÇİN

ADRESİ TIKLAYINIZ LÜTFEN

http://87.118.86.190:8216/listen.pls
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Teslim ol , Hakk dostuna düşen bir yaprak gibi Çiğnersede ses etme sakin ol toprak ğibi Her neye noksan bakarsan ol sana noksan olur Eğer kemaliyle bakarsan ol kemalindir senin''
Profilim
Arşiv
ANA SAYFA
http://www.a-free-guestbook.com/gb/DAVUTKURKUT
<%INSAN OL YETER%>

GUZEL INSANLAR

nurla
dualarla
birdirbir
yurekyanginlari
zerirem
dilefkar
deadeye
bizimisler
subat75
beyzadem23
sevemedimkaragozlum82
resulevuslat
metinol
kemaliyemiz
kesabi
alperapi
allahbirdir
izoiscaticephe
mervezeynep
yusuftalha
rustemyemez
aaysen
baranberzah
hammadun
muhammedtuncer
ramos34
dadasmar
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:80
| Sonraki Sayfa